Sokak lambasının sarı ışığı, kavakların arasında gezinen sığ suda izliyor kendini. Çıplak dalları vurguluyor iştahla. Dalların ucunda düşmeyi bekleyen yağmur damlalarını, henüz boy veren yarpuzları, uykuya dalmış taşları... Övgü isteyen nesnenin ve etrafını kuşatan ufak tefek ayrıntının gövdesinde ışıldamakla vazgeçilmez sanıyor kendini. Ve hiç sabah olmayacakmış, hiç sönmeyecekmiş gibi... Sonsuz, sınırsız... Her gece aynı düşü gördüğünden habersiz...
4 Mayıs 2020 Pazartesi
5 Eylül 2018 Çarşamba
Yarımadada bir eylül...
Taş duvarların ılık sarısında solukların, ne güz sensin ne de perdeye düşen gölgeler. Dilinin altından kanatlanarak esen bir rüzgarsın, imayla gelip imayla giden. Bizse mürekkebi kurumamış aklın birbirinden ayrılmayan üç noktasıyız. Saklılığın boyu yol alarak vardık müdanasız kapın'ın donuk bakışlı tokmağına, hey! Üç kez vurduk tokmağı gecenin derin uykusuna. Ve şimdi bahçende bıraktığın ayak izlerine basarak dinliyoruz seni. Ne apaçık bir sözsün ne de saklı bir anlam. Üç adımda pencerene eğilen asma yapraklarının titrek bakışlarına varıyoruz. İşte ordasın, yastığında günden kalan kızıl bir gülüş... Silinmiş yüzün, hangi düşün içindeysen orda yüzün.
28 Ağustos 2017 Pazartesi
Telaşlı bir yılan hızla yol alıyor, mavi, derisi kalbine yük ve zehri dilinin ucunda, gündoğumu, bir yılan hızla akıyor çıplak dağın kör gözlerine, bir çırpıda kurtulacak kendinden. Öyle sanıyor. Ne denli soyarsam kendimi bu mavilikten, o denli taze ve yeğni olacağım, diyor. Tanyeri ağarırken varıyor bakışsız ve kaygan taşlarına dağın, neredeyse çatlayacaklar suskunluktan. Hiçbir şey söylemeden yılan, bir koca nehri atıyor gövdesinden...
1 Nisan 2017 Cumartesi
23 Şubat 2017 Perşembe
24 Ocak 2017 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)