19 Mart 2016 Cumartesi


    Kirpikleri karlı Erek Dağı'na dönmüşüz yüzümüzü. Üzerimizde soğuk bir gece titriyor, yıldız ışıkları ve ay. Yeri ve göğü dinliyoruz. Ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş gelir elleri bulur seni rüzgarın. İşte böyle söylüyor, Akdamar'da kara giysili bir çocuk, kaçmış, iki gündür yapayalnız adada, kendi dahil herkesle ve her şeyle konuşuyor ve şarkılarla öpüyor suları dudaklarından, geceyi ve  dahi tüm sesleri. 

13 Mart 2016 Pazar


    Yabancı çizgiler yüzünde, muzır bakıyor. Kararan yamaç ve kabaran deniz, iğne yapraklı ağaçların vurgun yeşili ve çizgiler, yüzünde yabancı alımlı çizgiler senin... 

    En kesif sessizliğinde senin, gizil bir sarmaşık kökleniyor kalbimize doğru. 

    Düşlerini ayaklarının yanına bırakıp soğuk denize doğru yürüdün, yalınayak. Heybene iki sözcük koymuşsun, birini sır gibi saklıyor, diğerini 'zaman' diye haykırıyorsun. Belki bilmiyorsun, senin iki omzuna bağdaş kurmuş, denizin dibini yokluyoruz gözlerimizle. Biz bir akrep, bir yelkovan bir de isimsiz bir oyunbaz... En az senin kadar karaysa da gece, biraz yakut, biraz sedef seçiyor gözümüz. Eğilip alsan ışır ve gülümsetirdin isimsizliğimizi.  Oysa sen birbirine sıkıca kenetlenmiş kirpiklerinde kat'i bir yol haritası taşıyor ve boynuna ak köpükler dokunana dek uzaklaşıyorsun kıyıdan.

    Sen bir ışık olsan kalbimizin kıyısına süzülen, bir ışık olsan dilinde yedi renk ve bakışsız,  ardına dek açılırdı gece, açılır ve fersah fersah yol alırdın karanlık gergin perdesinde gecenin. 

    Birbirinin sırtından atlayarak şen çocuklar gibi, kıyıya düşüyor dalgalar. Saçlarımızda yıldızlar, boynumuzda serin rüzgar, tüm varlığımızı kuşatan anaç gecenin gözlerine bakıyoruz. Bakıyor ve bir ılık soluk daha alarak  kıyıdan, geceye ve lirizmine mısra döküyoruz. 

7 Mart 2016 Pazartesi