Öylesine bir ırmak işte, kıyısında yosunlandığın. Söz söylüyor, sana değil kendine, kadim tanrıların buyurgan diliyle rivayetliyor dün geceyi, ikircikli de üstelik.
7 Mart 2016 Pazartesi
6 Mart 2016 Pazar
Nasıl da uzun bir yolsun, adına yarın dedikleri... Yana yakıla aradığımız bir ölümsüzlük otu, ikincil yüzün, hep aynı umut ve dirençle... Nasıl da koştuk sana doğru! Her adımda bir kötücül kuzgun konduruyorsun sense omzumuza.
Nasıl da ıssız bir yolsun, düş gücü ile delilik arasında... Hepimiz aynı bitmez çölünde bıraktık kalbimizi. Dilimizin altında tuz, samyeli ıslık çalıyor dudaklarımızda.
Nasıl da ıssız bir yolsun, düş gücü ile delilik arasında... Hepimiz aynı bitmez çölünde bıraktık kalbimizi. Dilimizin altında tuz, samyeli ıslık çalıyor dudaklarımızda.
5 Mart 2016 Cumartesi
Bir söz olsan kızıl bir çaputla cüce bir ağacın ince dalına sarılmış... Üstelik var gücüyle sarılmış... Sen bir söz olsan tüm mecazlardan soyunmuş, gün gibi aydınlık ve şen; tüm yapraklar dökülürdü parmak uçlarına. Diri bir rüzgar koparak dağın kalbinden, koparak sana doğru cisimlendirirdi tüm düşleri.
Saçlarımın arasında geziniyor sesler. Gidilmemiş topraklar, diyorlar, sanıldığı gibi vadedilmemiş de... Takların altından ak atlar üstünde zafer geçiyormuş, mağrur. Sıkıca kapat gözlerini ve bak, diyorlar. Gözlerimi sıkıca kapıyorum. Atlasın en uzak noktacığında iki küçük ada, o iki küçük adanın orta yerinde birer tak... Kanatlarını güneşe açmış, çiçek serpiyor yere kumrular. Perde perde yayılıyor nal sesleri. Göğsümüzde yeni bir gün filizleniyor.
2 Mart 2016 Çarşamba
Çakırdikeni yakar gibi yakacaklar bizi, önce kalbimizden. İşte böyle fısıldıyor kulağıma çocuk. Taş olsam suya dönerim. Çocuksun sen, ölümü düşünmek sana mı kaldı? Küçücük tedirgin parmaklarınla mavi boncuk kolyeni çıkarıp bakır bir tel asıyorsun boynuna. Adını okuyorum, incecik yazılmış. En az senin kadar korkuyorum ölmenden.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)