24 Şubat 2016 Çarşamba


    Bozkıra bahar indi. Ilık ve taze toprak. Biraz eşelesen toprağı, dipdiri solucanlar gülümseyerek ve kıvrılarak bir selam gönderecek sanki. Taşlarda kardelen kokusu kalmış, yabani kekiklerin yeşereceği günleri iple çekiyoruz. Sular iyice yükselmeden paçalarımızı sıyırıp suyu soğuk derenin bir yakasından diğer yakasına ayakkabılarımız ellerimizde geçmeliyiz. Ferah rüzgarlar dolmalı göğsümüze. 

    Ağrı Dağı eteklerinde ince uzun bir kavak, mağrur bakışlarını dikmiş taş eve. İki çıplak dala iki karga konmuş, birbirlerine, dağa, taş eve, pencereden başını bir kamlumbağa edasıyla çıkarmış yaşlı adama bakıyor. Kendi kendine konuşuyor adam, uzun sakallarını tarıyor bir yandan, ince dişli tarağıyla. Hede neden öldü ve ben nasıl yaşarım? Yaşarsın, hem bal gibi, diyor kavak yüksek sesle. Etrafta başka kavak olmadığından kanıksamış belki yalnızlığını. Kargalar itiraz ediyor:" Nasıl böyle katı olabiliyorsun? Hede her şeyiydi onun. En çok da körleşen sol gözüydü, onsuz nasıl görür dünyayı?" Kavak silkti dallarını. Ne de aciz kuşlarsınız! Baykuş konmalıydı dallarıma, oysa ben iki ahmak kargaylayla vakit öldürüyorum! Yaşlı adam kör gözünü okşadı, elleri kucağına düştü sonra. Koca adam ağlasa olmaz bir kavak ve iki karga karşısında. 

    Bir başka yerinden bozkırın, berrak gökyüzüne bakıyor ve bir takım yıldızına bir geceliğine kendi adını veriyorsun. Yüzün bir kuyuya düşüyor, dolunayın hemen yanında. Yüzünü kuyuda bırakıp ağır ağır geçiyorsun yıldızların arasından. 

    Medium'da yine simvesedef kullanıcı adıyla yazılarımı paylaşacağım. Göz atmak için;

23 Şubat 2016 Salı


    Küçük Beyoğlu'na akşamları hep sarı ışıklar vurur. Hafif bir yokuş inerek girdiğiniz sokaktan gürültülü müzikler, şen kahkahalar duyulur, sohbetlerse koyudur. Kalabalığı yara yara sokağın en sakin yerini buldunuz. Taburelerden birine kuruldunuz. Patlamış mısır kokuları yükseliyor. En az üç dil duyarsınız oturduğunuz yerden. Üniversite öğrencileri, Beyoğlu'nda çalışıp iş çıkışında biraz sohbet etmek isteyen arkadaşlar, her meslekten her türden onlarca insan bu sokakta birbirinden kopuk küçük öbekler halinde dipdibe oturur.

19 Şubat 2016 Cuma


    Tepeden bakıyorum sana şehir. Gece yarısı sisle bir olmuş, evleri ve koca dağı yutmuşsun. Israrla havlayan köpeklerin saldırgan sesini almış pencereme kondurmuşsun. Göğün kızılı salkım söğüt ağmış üstüne.

    Yazmak, bazen Tantalos olmaktır.