9 Şubat 2016 Salı


    Baktın, hür, dağlara kuş bakışı. Zirveden göle hülyalı inen sis, bazen tüm renkleri soluklaştırır. Romantik bir tan vakti izliyor olduğun o tılsımlı sisin suya dudak verdiği yerde efsanevi bir balık uyuyor. Derler ki o balık sisle doğar, sis dağılınca da suya dönüşür.


   Kurtlarla konuşuyoruz bu gece. Buz üstünde dört ayak, hızla alınıp verilen soluk bir iki bir iki üç... En az onlarınki kadar soğuk ve keskin bir karanlığın içinden geçiyoruz koşarak. Onlar aya biz ayalarımıza açıyoruz falları. Hevesle tırmandığımız gökten üç elma düşürüyoruz yeryüzüne. Kendimiz için... Yerin ve göğün bizden ibaret olduğunu bildiğimizden biraz da, birbirimiz olabildiğimizden.

    Bir sokaksın sen. Göğsüne kuru yaprakları serpilmiş sarmaşıkların, kızıl, gece bir çınlamayla iniyor yüzüne. Küçük demir bir kapıya varan bir sokaksın sen, iki büklüm giriyorum şimdi o kapıdan Alice harikalar diyarında değil ve fakat zaman aklımla oyun oynuyor. Küçük bir anı defterinin içine gizlenmiş onlarca an kuşatıyor etrafımı. Hızla çıkıyorum o kapıdan. Belimi doğrultup izliyorum üzerindeki yaprakları. Taş yolların, uzun duvarların, çiçek kokularınla sen bir sokaksın. Çıkılmaz değil. Yine de zor oluyor son kez bakarak serinliğine ve içinde uğuldayan rüzgarı duyumsayarak gitmek.



    Korkarım alacak seni kıyıdan dalgalar. Söylenmiş tüm sözler, yerini küçük renkli taşlara ve sarı kumlara bırakacak. Gün yutacak seni ve çünkü sen düne sıkışıp kalmış bir gülüş oluverdin. Korkarım yeniden duyulmayacak sesin.

8 Şubat 2016 Pazartesi


    Biz yağmur olsak o düzlüklere yağmazdık. Alır başımızı bir dağın sivrilen inadına yağardık. Kolumuzu da o inada yaslar göğü delişine övgüler yağdırırdık.

    Yarım kalmış bir sohbet gibi kendini tamamlamak üzere sözcükleri yola koydu zaman. Zaman bazen bir şehirdir. Ardında bıraktığın ve önüne serilen...

    Yıldız yiyen bulutlar gecenin üstüne gri düşlerini sermiş; izliyor karla örtülmüş inatçı tepeleri, kırılgan uykuları, yarını ve dünü şimdiye sıkıştırmış aklımızı, seni ve beni, hepimizi umarsız gözlerle. Aklımda bir çift göz var, bulutlardan şu karlı dingin şehri izlediğim. Konuşan ve duyan, izleyen ve izlenen ben, usulca çatılarda geziniyorum.

    Özgürlüğün bir yüzü hep o uğursuz, kasvetli duvara bakar.