22 Şubat 2016 Pazartesi



                                                            
                                                                                                                                                
              SUYA DOKUNAN MİDAS

    İçim eziliyor, dedi kadın. Tüm yollarım karmaşaya ve bilinmezliğe açılıyor. Uçsuz bucaksız bir sessizliğe dönüyor o zaman dünya. Bir anlık bir öz yıkım olmuş, her şey ve herkes kendi karanlığına gömülmüş gibi. Dilsiz olsam dudaklarım yorulur, konuşsam kibrim düşer. 

    Ne zaman bir rüzgâr esse, kapılır giderim. Öyle ki kendimi, dünyayı, yaşamı ve ölümü unutup o rüzgâra karışmak isterim. Rüzgâr, suyun dudaklarından içeri soluk olur, girer. Ayaklarımı ırmaklar alır; aklımı kıyıya bırakır, bakmadan ardıma akıntıyla dem alırım. Suyun ritmi, kalbimin ritmi olur. An gelir su bulanıklaşır döner döner kendini bulur, kav atar, çatal diliyle ince ince sarılarak ve şarkılar söyleyerek kalbime mavinin en güzel yerinden, boğmaya niyetlenir beni. Ritmim bozulur. Sonra kendim için bir başkası, bir nevi ‘sen’ olurum. Zaman, kadranlarını birbirine bağlayan noktada tıkanır kalır. Seni alır götürür o su, bilmezsin. Sen çünkü, her şeyde bir anlam ve bir sebep ararsın. Su zehir olur, dolar içine, ağırlaşırsın. Dört duyun, düşüncelerin ve sözcüklerin uyuşur. Hâlâ seni buraya getiren sesin ilk günkü tazeliğinde gezinirsin. O bir tek an, seni şimdi’den ve sonra’dan eder, her şey önce’ye yazılır, eskir, sen de eksilirsin. İşte böyle tüketir seni. Suya atılmış bir taş gibi dibi bulursun. Bucaksız bir bulanıklık… Balıkların yüzgeçlerinin ve kuyruklarının tenine değip geçtiğini hayal meyal bilirsin. Işık… Yok. Ses… Yok. Kaçma isteğin… Yok. Salt bulanıklık var, farkına bile varamadığın. 

    Irmağın yatağı dünyanın merkezine doğru alçalacak olsa sen de gidersin. Gittiğini de bilmezsin. 
Hâlâ aklın ılık esrik sestedir. Sen hep ilk mutlulukları anımsar,  o sesin nasıl çirkin olduğunu görmezden gelirsin. Bilirsin çünkü olanı, sadece kaçar kaçar, anlamsız bulduğun bu kötülüğün içinden kurtulmak yerine gider onun göğsüne yatmak istersin. Soruların içinde aklını kaybedersin. Uyuşukluk beyninin kıvrımlarına da yerleşiverir. Bırakırsın. Böyle bir sonsuzluk geçer üzerinden. Sonra bir fısıltı yükselerek kalbinden, aklını bulur. Gözlerini bir iki kırpıştırırsın. Neden’i bırakır, kendine odaklanırsın. Bulanık zihnin, kanına o perdesiz kalbinden bulaşmış kire, zehre rağmen yavaşça yeni bir yol bulur. Kendini bağışlamakla başlarsın uyanmaya. Sesten gelen kötülüğü artık anlamaya çalışmaktan vazgeçer, onun bir kötülük olduğunu ve seni parçalarına ayırdığını kabul edersin. Ellerinle suyu yara yara, küçük taşları omuzlarından ata ata yüzeyi bulursun. İlk soluğunu almaya niyetlendiğinde su dudaklarına koşar, başını ne yöne çevirsen onunla karşı karşıya gelirsin. Midas… Ses, kendini sayıklar. Dokunduğu her şey, altın sarısına bürünüp direnç kazanırdı, hatırlarsın. Hep böyle başlar. Yapraklara, atlas kumaşlara, çakıl taşlarına, ince kumlara, zamana, saçlarına, her şeye… Her şeye parmaklarının ucuyla kendi rengini ve direncini verir. Oysa kısa bir süre sonra, ön göremezsin, için kızıla bürünür. Sular, rüzgâr, nilüferler, her şey… Her şey ince ince yumuşamaya, cıvık cıvık bir sıcaklıkla erimeye başlar, kan olur. Kalbin bir pıhtı gibi kalır o akışkanlığın içinde. Boynuna köpüren suya söylersin: ‘ Neye dokunsan kan oluyor, Midas. Git artık.’ Gitmez. Kendi bulanıklığına âşıktır çünkü Midas. Bulanıklığını da senin zihninin karmaşıklığından alır. Böyle besler kendini. Bedeninde soğuk soğuk gezinir. Rahatsızlık duyduğun hâlde engel olmazsın, olamazsın. Nefret edersin. Yine de onda olursun. 

    Bulanır bulanır, sonunda kendi rüzgârını ve ritmini bulursun. Beline bile çıkmadığını fark edersin o suyun. Sığ ve neşesizdir su, bir an görür ve hayret edersin. Kara bir büyü kalkar gibi omuzlarından, derin derin nefes alır, suyu yara yara kıyıya ulaşırsın. Su çekilir, çekilir. Midas, gitmez. Sen gider ve özgür bırakırsın kendini.'

* Resim, Athena şehri kurulurken Athena ve Poseidon arasındaki çekişmeyi tasvir eder. Aklın suyla savaşını akıl kazanır ve şehir tanrıça Athena'ya ait olur. Yukarıdaki anlatıda kadın erkek ilişkisi bu mitten esinlenilerek yorumlanmıştır.

** Frigya kralı Midas, dokunduğu her şeyi altına çevirmektedir. Yukarıdaki anlatımızda ise mütevazı bir soyutlama yapılmış olup,  Midas yalnızca bir imgeden ibarettir. 

*** Kâğıtlarımı karıştırıken bu eski yazıyı denk geldim. Maria Farantouri'nin lirik, yumuşak sesi çalındı kulağıma. Dinlemek isteyenler için ;


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder